top of page
Katlanmış Gazeteler

Cansın Kuvvet yazdı: "Türeticilik, Türetim Kapitalizmi ve Ötesi"

  • Yazarın fotoğrafı: Türetici Yaşam Kooperatifi
    Türetici Yaşam Kooperatifi
  • 30 Mar
  • 17 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 Nis

Yazar: Cansın Kuvvet, Türetici Yaşam Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyesi

Tarih: 29 Aralık 2024







GİRİŞ


"Türetici" terimi ilk olarak Alvin Toffler tarafından 1980 yılında yayımlanan The Third Wave kitabında ortaya atılmıştır. Sosyolog George Ritzer ise bu kavramı çağdaş kapitalizme uyarlayarak "türetim kapitalizmi" kavramını geliştirmiş ve türeticilik faaliyetlerinin modern ekonomilerde nasıl merkezi bir rol oynadığını açıklamıştır. Özellikle 2010 yılında Nathan Jurgenson ile birlikte yazdığı Production, Consumption, Prosumption: The Nature of Capitalism in the Age of the Digital Prosumer ve 2015 yılında yazdığı Prosumer Capitalism adlı makalesi, bu terimin altını dolduran önemli çalışmalarındandır.


Ritzer'in çerçevesi, Toffler'ın fikirlerini temel alır. Ancak şirketlerin ve kapitalist sistemlerin, türetici faaliyetlerini kendi kazanç ve ekonomik büyüme mekanizmalarına nasıl dönüştürdüğüne de odaklanır. Örneğin, Facebook veya Instagram gibi sosyal medya platformlarını kullanan kişiler hem içerik üreten hem de platformu tüketen birer aktör olarak şirketler için değer yaratır ve bu değer, şirketler tarafından ticarileştirilir.


Ritzer’in türeticiliğe yönelik pesimist görüşlerine katılan, bunu genişleten ve/veya eleştiren farklı çalışmalar da gerçekleştirilmiştir. Bunlardan önemli bir tanesi Katherine K. Chen tarafından 2015 yılında yazılan Prosumption: From Parasitic to Prefigurative adlı makaledir. Bu makalede Chen türeticiliğin karanlık taraflarının olmasının yanı sıra transformatif bazı yönleri olduğunu da vurgular ve türeticiliğin insanlara hem zarar veren hem de yararlı olabilecek öğeler içerdiğini vurgulayarak kavrama daha olumlu bir yerden yaklaşır.


Türeticilik, üretim ve tüketim süreçlerinin giderek daha fazla iç içe geçtiği, bireylerin yalnızca tüketici değil, aynı zamanda üretici olarak da yer aldığı bir fenomen olarak son yıllarda geniş bir akademik ve toplumsal tartışma alanı yaratmıştır. Bu yazının temel amacı, türeticilik kavramının tarihsel kökenlerini incelemek, türeticilik hakkında önemli eleştirilerden biri olan türetim kapitalizmini ortaya koymak ve bu eleştirilere karşı geliştirilen yanıtları tartışmaktır. Bu bağlamda ilk kısımda Alvin Toffler’in the Third Wave adlı kitabının yirminci bölümü olan Türeticinin Yükselişi, ikinci kısımda George Ritzer’in Nathan Jurgenson ile birlikte yazdığı Production, Consumption, Prosumption: The Nature of Capitalism in the Age of the Digital Prosumer ve 2015 yılında yazdığı Prosumer Capitalism adlı makaleleri ve üçüncü kısımda Katherine K. Chen’in Prosumption: From Parasitic to Prefigurative adlı çalışması incelenecektir.


TÜRETİCİLİK KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI


Alvin Toffler, 1980 yılında yayımlanan The Third Wave (Üçüncü Dalga) kitabında, insanlık tarihini üç büyük toplumsal ve ekonomik dalga ile açıklar. Birinci Dalga, İkinci Dalga ve Üçüncü Dalga olarak adlandırdığı bu kavramlar, farklı toplumsal yapılar, ekonomik sistemler ve teknolojik dönüşümleri ifade eder. Toffler, kitabında Birinci Dalga’nın 10.000 yıl önce Neolitik dönemde başlayan tarım devrimi ile ortaya çıktığını ve adının Tarım Toplumu olduğunu söyler. Tarım toplumlarında ekonomik sistem, avcı-toplayıcılıktan yerleşik tarım düzenine geçen insanların toprak ve çiftçilik üzerine kurduğu üretimle tasvir edilir. Toplumsal yapıda kırsal yaşam egemendir. Aile, temel üretim ve tüketim birimi olarak öne çıkar. Toplum hiyerarşik ve yereldir, bireyler genellikle kendi aileleri ve köy toplulukları içinde yaşar. Dönemin teknolojisi basit tarım aletleri, hayvan gücü ve insan emeğine dayalı üretimden ibarettir. Tarım toplumunda tarıma dayalı bir ekonomik sistem ve yerleşik yaşamın temelleri atılmıştır. Kültürel üretim ve ticaret sınırlı olup genellikle yerel düzeydedir.


İkinci Dalga, 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan Sanayi Toplumudur. Sanayi Toplumda ekonomik sistemin tarımsal üretimden endüstriyel üretime kaydığı görülür. Makineleşme ve seri üretim öne çıkar. Toplumsal yapının şehirlerde yoğunlaştığından bahsedilir. Şehirleşme hızlanır, kırsaldan kente göç artar. Aile yapısı geniş aileden çekirdek aileye dönüşür. Fabrika sistemi, bireyleri iş gücü olarak üretim sürecine dahil eder. Dönemin teknolojik gelişmeleri bir önceki döneme kıyasla çok daha fazladır. Buhar gücü, elektrik, sanayi makineleri ve demiryolları gibi yenilikler bu dönemi şekillendirir. Sanayi Toplumunda küresel ticaret genişler, ulusal devletler güç kazanır. Eğitim sistemleri standartlaşır ve toplum kitlesel üretim ve tüketime yönelir. Merkezileşmiş bürokrasi ve ulus-devlet yapıları oluşur. Sonuç olarak bu dönemde hızlı bir ekonomik büyüme gerçekleşmiş, ayrıca küreselleşme ve modern kapitalist sistemlerin temeli ortaya atılmıştır.


Toffler’e göre Birinci Dalga ve İkinci Dalga arasında, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte büyük bir paradigma değişimi yaşanmıştır. Bu geçiş, insanların üretim, tüketim, sosyal örgütlenme ve değer sistemlerini kökten dönüştürmüştür. Ancak Toffler, İkinci Dalga'nın zamanla hantal ve sürdürülemez hale geldiğini, bürokrasinin artarak bireyleri ve toplulukları sınırladığını belirtir.


Üçüncü Dalga ise Türetici Toplumdur. Türetici toplumda esas konu, belirli bir işi daha önce ücret karşılığı yapan biri varken, şimdi o işi türeticinin kendisinin yapıyor olmasıdır. Örneğin evde uygulanan hamilelik testleri, tansiyon aleti, meme kanserine karşı elle muayene gibi örnekler türeticilerin bu tarz sağlık konularında bir doktordan hizmet almamaya başladıklarını, doktora olan ihtiyaçlarının azaldığını göstermektedir.

Bir başka örnek olarak, kendileri ile benzer sorunlara sahip insanlarla bir araya gelip onların deneyimlerinden faydalanarak karşılıklı dayanışma içinde olan türeticiler, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, doktor ve benzeri uzmanlara olan ihtiyacı azaltmaktadır. Türeticilerin oluşturdukları ağlarda zaman zaman uzmanlar yer alsa da bu uzmanlar önceden olduğu gibi uzmanlıklarını üst bir perdeden türeticiye sunmak yerine daha eşitlikçi bir düzlemde, kendileri de onlardan biriymiş gibi sunmaya başlamıştır.

 

Toffler türetici davranışlarıyla ilgili çeşitli örneklerle çalışmasına devam etmiştir. Bugün her ne kadar aşağıdaki örnekler hayatın olağan akışında çok normalmiş gibi gelse de bu kitabın 1980 yılında yazıldığı göz önüne alındığında Toffler’ın verdiği örneklerin o dönem için devrimsel bir yanı vardır.


Örneğin, telefon teknolojisinin ilk ortaya çıktığı dönemlerde, bir kişiye telefonla ulaşmak için öncelikle manuel olarak çalışan bir santral aracılığıyla bağlantı kurulması gerekmekteydi. Bu süreçte, arayan kişi, santral operatörü ile iletişime geçerek aranmak istenen numarayı iletmekte ve operatör, manuel bir işlemle arayan kişiyi hedef numaraya yönlendirmekteydi. Ancak, teknolojik gelişmelerin sonucunda, manuel santral operatörüne duyulan ihtiyaç ortadan kalkmış ve kullanıcıların, doğrudan tuşlama yöntemiyle istenen numaraya bağlanmalarını mümkün kılan otomatik telefon sistemleri devreye girmiştir. İkinci örnek benzin istasyonları hakkındadır. 1973-1974 Petrol Krizi, petrol şirketlerinin kâr marjlarında ciddi düşüşlere neden olmuş ve bu durum, maliyetleri azaltmaya yönelik çeşitli stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, petrol şirketleri, akaryakıt istasyonlarındaki personel giderlerini düşürmek amacıyla pompacısız pompa teknolojisini geliştirmiştir. Söz konusu teknoloji, müşterilerin kendi akaryakıtlarını kendilerinin doldurmasına olanak tanıyan bir sistem sunmuş ve bu yenilik, işveren açısından işgücü maliyetlerinin azaltılmasında önemli bir rol oynamıştır. Üçüncü örnek olarak, geçmişte market alışverişi sırasında müşterilerin satın almak istedikleri ürünler tezgahtarlar tarafından sunulmakta ve taşınmaktaydı. Ancak, günümüzde süpermarketlerin yaygınlaşmasıyla birlikte, müşteriler ihtiyaç duydukları ürünleri raflar arasında dolaşarak kendileri seçmekte ve taşıma işlemini de yine kendileri gerçekleştirmektedir. Son örnek ise elektronik eşyaların tamiri hakkındadır. Benzer şekilde, elektronik eşyaların arızalanması durumunda, eskiden tamirci çağırmak bir zorunluluk iken, günümüzde teknoloji firmalarının sunduğu teleyardım hizmetleri sayesinde müşteriler, arıza çözümüne ilişkin adım adım bilgi alabilmekte ve bu bilgiler doğrultusunda tamir işlemini herhangi bir teknik uzmanlık gerektirmeden kendi başlarına gerçekleştirebilmektedir.


Yukarıda sıralanan örnekler, emek maliyetinin azaltılmasına yönelik önemli dinamikler olarak değerlendirilmektedir. İkinci Dalga içerisinde, belirli dönemlerde el işçiliği küçümsenmiş ve değersiz görülmüştür. Ancak, Üçüncü Dalga ile birlikte bireylerin evlerine daha fazla el aleti temin ettikleri ve kendin-yap (do-it-yourself) faaliyetlerine yöneldikleri gözlemlenmektedir. Hatta, bu bağlamda okullarda kendin-yap becerilerini geliştirmeye yönelik derslerin verilmeye başlanması, bu eğilimin toplumsal düzeyde de desteklendiğini göstermektedir. Bu durum, bireylerin kendi kendine yeterlilik becerilerine atfedilen değerin değiştiğini ve önceden küçümsenen el işçiliğinin artık takdir edilen bir beceri haline geldiğini ortaya koymaktadır.


Toffler’a göre, kendin-yap hareketinin Üçüncü Dalga ile birlikte hızlı bir ivme kazanmasının beş temel nedeni enflasyon, iş yaptıracak nitelikli bir usta bulmanın zorluğu, usta tarafından yapılan işlerin kalitesiz veya özensiz olması, insanların boş zamanlarının artması ve ürünlerin maliyetlerindeki göreceli değişimdir. Özellikle son maddeyi detaylandırmak gerekirse, kitlesel üretimin artışıyla birlikte malların birim fiyatlarında önemli düşüşler yaşanmıştır. Buna karşın, emek gücünün maliyetinde kayda değer bir azalma olmamıştır. Malzeme fiyatları ile emek maliyetleri karşılaştırıldığında, emek gücünün göreceli olarak daha pahalı hale geldiği görülmektedir. Bu durum, bireylerin bir hizmet sağlayıcıyı çağırmak yerine, örneğin evlerini boyamak veya çatılarını tamir etmek gibi işlerde gerekli malzemeleri satın alarak bu işlemleri kendilerinin yapmayı tercih etmelerine yol açmıştır. Bu değişim, bireylerin ekonomik tercihlerini ve emek kullanımına dair algılarını yeniden şekillendirmiştir.


Üçüncü dalganın başlaması ile birlikte üretim sektöründe bazı değişiklikler yaşanmıştır. Bunları bir tanesi de üretilecek ürünlerin nitelikleri hakkında karar vericinin kim olacağıdır. İçeriden dışarıya olan ürünlerde, ürün hakkında karar mercii fabrika yöneticilerinin kendisidir. Ancak üçüncü dalga ile “dışarıdan içeriye” olan ürünlerin arttığı görülmüştür. Dışarıdan içeriye olan ürünlerin nitelikleri onu tüketecek kişiler tarafından belirlenir. Fabrika yöneticileri özellikle tüketiciyi sadece tüketici olmaktan çıkarıp türetici haline getiren bu karar süreci sayesinde ürün satışlarında artış olduğunu vurgulamıştır.


Toffler’a göre farklı alışveriş ağları vardır. Bu ağlar kapitalist veya komünist özellikler gösterebilir. Yani aslında alışveriş ağının kendisi ne sosyalisttir ne kapitalist. Burada esas önemli olan, bu alışveriş ağında üretici ile tüketici arasındaki mesafedir. Mesafe ne kadar azalırsa türeticilik o kadar yükselir.


Toffler’a göre İkinci dalganın en önemli özelliği olan tüketmek için üretmek fikrinin çökmesinin dört temel nedeni vardır. Bunlar ücret karşılığı hizmetlerin daha pahalı hale gelmesi, ikinci dalga hizmet bürokrasisinin çökmesi, üçüncü dalga teknolojilerin gelişmesi ve yapısal işsizliğin artmasıdır. Bu bağlamda işçilerin çalışma koşullarında meydana gelen çeşitli değişiklikler, örneğin haftalık veya yıllık iş saatinin azalması veya daha çok işçinin iş piyasasına girmesi, insanların eğlence ve dinlenme alışkanlıklarında da değişime yol açmaktadır. Ücretli bir işte çalışan kişiler artık dinlenme vakitlerinde TV izlemek yerine kendileri için mal/hizmet üretmektedir. Bu da yeni bir soruyu gündeme getirmektedir: “paralı sektör için ücretli çalışmak mı yoksa parasız sektör için ücretsiz çalışmak mı?”


Sonuç olarak Toffler, türeticilik kavramını hayatımıza sokarak kapitalizmin dönüşen doğası hakkında yeni bir tartışma zemini oluşturmuştur. Bu zemin pek çok açıdan çok kıymetlidir. Çünkü kapitalizmin belli periyotlarla gerçekleştirdiği yapısal dönüşümleri sadece ekonomi perspektifinden bakarak anlamaya çalışmak yetersiz olabilir.


TÜRETİM KAPİTALİZMİ


Sosyolog George Ritzer tarafından ortaya çıkarılan türetim kapitalizmi kavramı çok yeni bir kavramdır. Ritzer 2015’te yazdığı “Prosumer Capitalism” adlı makalesinde geçmişte bu konuda gerçekleştirdiği çalışmalarının kapsamını genişletmektedir. Ritzer’e göre, kapitalizmin dört temel aktörü vardır: üreticiler, tüketiciler, eski tip türeticiler ve yeni tip türeticiler. Eski tip türeticilikte artı değer elde etmek için geleneksel yöntemlerle sömürü gerçekleştirilirken, yeni tip türeticilik daha çok Web 2.0 ile dijital dünyada kendisine yer bulmaktadır. Yani Ritzer’e göre aslında bu farkın temel nedeni, türeticilik araçlarının farklı olmasıdır.


Günümüzde kapitalistler modern türeticilerin ekonomik alışkanlıklarını önceki dönemlerde üretici ve tüketicilerde yaptıkları gibi kontrol edememektedir. Modern türeticiler bu tarz geleneksel kontrollere daha fazla direnç sergilemektedir. Ancak Ritzer’e göre ilginç bir şekilde modern türeticiler, bugünün dünyasında kapitalistlerin kendilerini sömürme yönteminden memnun görünmektedir. Hatta uzun saatler boyunca herhangi bir ücret almadan çalışmaya gönüllülerdir. Bu gözlemi daha çok dijital dünyada gerçekleştiren Ritzer kapitalizmin internette içerik üreten türeticiler sayesinde büyük bir kazanç elde ettiğini, ancak türeticinin, bir üretici olarak bu kazançtan çok az pay aldığını, hatta/veya hiç pay almadığını söyler. İnsanların herhangi bir zorunluluk olmaksızın Wikipedia’ya içerik yüklemesi, Youtube için video çekmesi, Facebook’un farklı dillere çevrilmesi konusunda gönüllü katkı sunması gibi örnekler bunu göstermektedir.


Geleneksel kapitalizmin karakteristik yanlarından biri kıtlıktır. Hatta neredeyse tüm kapitalizm teorisi kıt kaynaklar üzerine kurgulanmıştır. Bu da insanları rasyonel seçimler yapmaya iter. Ancak türetim kapitalizminde, tersine bir emek bolluğundan söz edilmektedir. Geleneksel kapitalizm kıt kaynakların verimli kullanılması amacıyla verimliliği maksimize etmeye çalışırken, türetim kapitalizmi emek bolluğunda efektifliği maksimize etmeye çalışır.


Ritzer’e göre Wikipedia ve Linux gibi siber-liberteryen projeler de aslında geçici iş gücü yarattığı için türetim kapitalizmi altında incelenebilir. Siber-liberteryenizm, dijital teknolojiler ve internetin liberal özgürlükçü ideallerle birleştiği sosyo-politik bir felsefedir. Bireysel özgürlük, merkeziyetsizlik ve minimal devlet müdahalesi ilkelerine dayanır, dijital dünyayı güçlendirici ve yenilikçi bir araç olarak görür. Bu felsefe, hükümet düzenlemeleri ve sansüre karşı çıkar, merkeziyetsiz sistemler ve eşler arası teknolojilerle bireysel özgürlükleri savunur. Kripto para birimleri, blockchain, merkeziyetsiz iletişim ağları ve anonimlik sağlayan yazılımlar (Tor gibi) gibi örneklerle kendini gösterir. Ayrıca, açık kaynak yazılımlar, sansüre karşı hareketler ve VPN hizmetleri de siber-liberteryenizmin dijital özgürlük ve mahremiyet vurgusunun örneklerindendir. Bu yaklaşımlar, teknolojiyi daha fazla özerklik, eşitlik ve yenilikçilik için bir katalizör olarak görür. Geleneksel kapitalizmde, teknoloji şirketleri üretilen ve tüketilen içeriğin üzerinde büyük bir kontrole sahipken, türetim kapitalizmde bu şirketler arkalarına yaslanarak türeticinin kendi ürettiği ürünü tüketmesine izin verir; sürece olabildiğince dahil olmaz.


Ritzer böylesine girift bir dünyada bir kişiyi salt üretici veya salt tüketici olarak görmenin mümkün olmadığına vurgu yapar. Marx’ın söylediği gibi saf üretim toplumu veya Baudrillard dediği gibi saf tüketim toplumu mümkün değildir. Çünkü her tüketici aynı zamanda bir üretici, ve her üretici de aynı zamanda tüketicidir. Ancak zaman zaman bu dengenin bir tarafı daha ağır basabilir. O nedenle Ritzer tüketici olarak türetici (prosumer as consumer - PAC) ve üretici olarak türetici (prosumer as producer - PAP) kavramlarını üretmiştir. PAP’lar daha çok fabrikalarda ve ofislerde çalışan insanları ifade ederken, PAC’lar avmler ve fast food restoranlarındaki insanları temsil eder. Burada önemli olan nokta PAC’ların bir şeyleri tüketmesi değil, bir zamanlar ücretli çalışanlar tarafından üretilen mal/hizmetleri tüketiyor olmalarıdır. Yani fast food restoranlarında kendi tepsisini taşıyan, ATM’lerde kendi parasını kendi çeken, süpermarketlerde kendi ürününü raftan kendi alan insanlar PAC olabilir. Marx’ın tüketim olmadan üretim olmaz mantığı ile fabrikada daha çok çalışarak artı değer üreten ve kazandığı maaş ile alışveriş yaparak tüketici olan kişiler PAP olabilirler.


Bugün kapitalizmin form değiştirdiği konusunda akademide bir fikir birliği vardır. Ve herkes bu dönüşümün farklı öğelerini dikkate alarak yeni kapitalizme farklı isimler verir. Aslında türetim kapitalizmi de bu çeşitlerden sadece biridir. Ancak kapitalizmin genel bir özelliği olarak, mal ve hizmetleri üretenler de tüketenler de farklı şekillerde sömürülürler. Proleterler kendi ürettikleri üründen kapitalistin kazandığının çok daha azını maaş olarak aldıkları için sömürülür. Tüketiciler ise raftaki ürünü maliyetinin çok daha üzerinde satın almak zorunda kaldıkları için sömürülürler. Hatta Ritzer, günümüzde adı duyulan pek çok markanın değerinin, marka stratejileri veya reklamcılar sayesinde değil, tersine ürünü satın alan kişiler sayesinde üretildiğini de söyler.


İşte bu koşullar altında hiper tüketim kavramı ortaya çıkar. Hiper tüketim, bireylerin temel ihtiyaçlarının ötesinde aşırı ve sürdürülemez bir şekilde mal ve hizmet tüketmesine denir. Bu durum, reklamlar, sosyal baskılar ve ucuz ürünlerin mevcudiyeti gibi faktörler tarafından ortaya çıkar ve bireyleri sürekli olarak daha fazla tüketmeye yönlendirir. Hiper tüketime örnekler arasında hızlı moda, elektronik cihazlar, hızlı yemek, tek kullanımlık plastiklerin yaygın kullanımı, lüks eşyaların tüketimi, abonelik hizmetleri vb. bulunmaktadır. Buradaki kritik üç nokta, türeticilerin bahsi geçen mal ve hizmetlere ederinden fazla para ödemeleri; zaten ihtiyaçları olmadığı halde satın alıyor ve yüksek ücret ödüyor olmalarıdır.


Türetim kapitalizmi ile artan üretkenlik, işverenlerin daha az sayıda çalışanla aynı veya daha yüksek miktarda üretim yapabilmesini mümkün kılmaktadır. İş kaybı korkusu, yöneticilerin çalıştırdıkları işçilerden daha fazla verim talep etmelerini sağlamaktadır. Bu durumun birkaç temel nedeni vardır. Öncelikle, yüksek işsizlik oranı, işini kaybedenlerin yerini almaya istekli birçok insanın bulunmasını sağlamaktadır. Ayrıca, sendikaların gücündeki gerileme, çalışanların bu tür baskılara karşı korunmasını zorlaştırmıştır. Bir diğer önemli ve göz ardı edilen faktör ise, ücretli çalışanlar yerine ücret almayan türeticilerin (örneğin çevrimiçi alışverişlerde ürün siparişi ve ödeme yapma gibi) yerine getirdiği işlerin artışıdır. Bu değişiklikler ve benzeri faktörler, işverenlerin, ücretli iş gücünden daha az insanla daha yüksek üretkenlik (ve dolayısıyla kâr) elde etme yeteneklerini artırmalarına yol açmıştır.


Ritzer sinerjik ikili sömürü (synergistically double exploitation) adını verdiği kavramı, tüm bu sömürü sistemini anlatmak için kullanmaktadır. İnsanlar türetici olarak fast food restoranlarında, benzinliklerde veya ATM’lerde kapitalistler adına emek vermektedir. Sözde kapitalistler, bu alanlarda işçi çalıştırmadıkları için maliyeti düşürdüklerini söyleseler de bu maliyet tasarrufu türeticiye yansımamakta, türetici yine aynı fiyattan, hatta bazen daha yüksek fiyatlardan mal/hizmet satın almaktadır. Türeticilerin hem PAC hem de PAP olarak hem çalışması hem de bunun karşılığında ücret almaması sinerjik bir ikili sömürü oluşturmaktadır. Kapitalistler hem işçi çalıştırmadıkları için kar etmekte hem de türeticinin kendisini çalıştırıp para ödemediği için kar etmektedir. Yani Ritzer’e göre ikili bir kar da söz konusudur.

Ritzer türeticiliği, kapitalistlerin emek maliyetini kısmak için kullandığı araçlardan biri olarak görmektedir. Ona göre her ne kadar bazı çevreler türetici ile kapitalist arasındaki ilişkinin kazan-kazan boyutuna vurgu yapsa da, self-servis teknolojilerinin asıl büyük kazananı şirketlerdir.


Sonuç olarak, türetim kapitalizmi, dijitalleşme ve teknolojinin evrimiyle şekillenen yeni bir ekonomik düzeni yansıtmaktadır. Ritzer'in ortaya koyduğu bu pesimist kavram, kapitalizmin üretici ve tüketici arasındaki sınırları giderek daha da belirsiz hale getirdiğini ve bu dönüşümün iş gücü ve sömürü biçimlerini değiştirdiğini göstermektedir. Modern türeticiler, emeklerini karşılıksız sunarak kapitalistlere, özellikle dijital platformlarda içerik üreterek, büyük kazançlar sağlamaktadırlar. Ancak bu kazanç, türeticilere yansımamakta, bunun yerine kapitalistler iki kat kazanç elde etmektedirler: Hem iş gücü maliyetinden tasarruf sağlamakta hem de türeticilerden daha fazla değer elde etmektedirler. Bu durum, hiper tüketime yol açmakta, bireyler gereksiz ve sürdürülemez bir şekilde tüketmeye yönlendirilmektedir. Sonuç olarak, türetim kapitalizmi, hem ekonomik hem de toplumsal açıdan karmaşık ve çok katmanlı bir sömürü düzeni yaratmaktadır, bu da mevcut kapitalist yapının sürdürülebilirliği ve bireylerin özgürlüğü üzerine ciddi sorular ortaya koymaktadır.


TÜRETİCİLİĞE DAHA OPTİMİST BİR BAKIŞ


Katherine Chen tarafından 2015 yılında yazılan “Prosumption: From Parasitic to Prefigurative” adlı makale, George Ritzer’in “Prosumption Capitalism” makalesine hem eleştiri hem de katkı niteliği taşımaktadır. Katherine Chan, Ritzer'ın analizlerini genişletirken, türetim kavramını sadece kapitalist şirketlerin kullandığı bir araç olarak incelemenin ötesine geçerek türeticiliğin günlük yaşam pratiklerinde nasıl hayat bulduğunu ve etkisini anlamayı amaçlamaktadır. Chan, türeticiliği kar amacı güden organizasyonlar, devlet ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar/ gönüllü dernekler gibi üç farklı sektör üzerinden incelemektedir. Ayrıca, Ritzer'ın eleştirisini geliştirerek, türeticiliğin önceki organizasyonel ve devlet sorumluluklarını bireylere kaydırdığını ve bunun sonucunda işçilerin emek sömürüsüne uğradığını, bireylerin karar verme kapasitesini ise aşırı yükleyerek onları zorladığını belirtmektedir.


Chan’a göre türeticiliğin altı temel olumsuz yönü vardır. Bunlardan ilki, işçilerin yaşadığı hak kayıplarıdır. Bunun da en önemli nedenleri sendikaların gücünün zaman içinde azalmış olması ve zaman içinde azalan işçi sayısı nedeniyle var olan az sayıda işçinin üzerine binen aşırı iş yüküdür. İkinci olarak türetim kapitalizminde, mal ve hizmetlerin seçimi konusunda karar verme yetkisi türeticiye bırakılmıştır. Türeticinin o konudaki bilgi birikiminin yeterli olmadığı veya başka dezavantajlar nedeniyle bilgiye erişemediği noktalarda türetici yanlış kararlar alabilmektedir. Karar verilecek çok fazla nokta olması da bir başka sorundur. Örneğin sigorta poliçesinin yenilenmesi gerektiğinde yeni poliçenin özellikleri konusunda bilgi almak için bir şirket temsilcisine ulaşamamak buna örnek olabilir. Ayrıca türeticinin aldığı yanlış kararları kompanse edebilecek maddi veya manevi yeterliliği de olmayabilir. Üçüncü olarak türetim kapitalizminde toplumsal katmanlaşmanın derinleştiği görülmektedir. Farklı kaynaklara erişme gücü olan türeticiler, türeticilikten çekilme veya daha iyi mal ve hizmete erişmek için fazladan ödeme yapma gücüne sahip olabilmektedir. Örneğin çocuğuyla birlikte seramik boyama etkinliğine giden ebeveynlerden bazıları etkinliğe katılmak yerine telefonla oynamayı tercih etmektedir. Ya da kendisi çocuğunu etkinliğe götürmek yerine çocuğunun bakıcısını kendi yerine etkinliğe gönderebilmektedir. Chan’a göre ne zaman ve ne koşullarda türetici olacağına karar verme gücü, türeticiliğin değerini azaltmaktadır. Dördüncü konu, türetim kapitalizminin, bilgisayarlaşma ve otomasyon sistemlerinin yüz yüze hizmet veren işçi sayısını azaltması nedeniyle bazı dezavantajlı kimselerin, örneğin engellilerin, yaşlıların veya dil bariyeri olan kişilerin, mal ve hizmetlere ulaşmasına engel olarak onların yabancılaşmasını artırmasıdır. Beşinci konu, türetim ekonomisi bağlamında üretilen bazı aplikasyonların toplumda yer alan bazı dezavantajlı grupları parmakla gösterilir hale getirip onların dezavantajlarını daha da artırmasıdır. Örnek olarak 2014 yılında piyasaya sürülen ve şehirlerde yer alan farklı bölgeler hakkında güvenlik bilgisi sağlamayı amaçlayan, kullanıcılar tarafından oluşturulan verileri kullanan Sketch Factor uygulaması ele alınmaktadır. Bu uygulamada kullanıcılar, kişisel algı ve deneyimlerine dayanarak mahalleleri "sketchy" (tehlikeli ya da güvensiz) olarak değerlendirebiliyordu ve bu bilgiler paylaşılarak diğerlerinin potansiyel olarak riskli alanlardan kaçınmasına yardımcı olunması hedeflenmekteydi. Ancak uygulama, kullanıcıların öznel katkılarına dayanması nedeniyle özellikle dezavantajlı topluluklara karşı klişeleri pekiştirme ve sistematik eşitsizlikleri artırma riski taşıdığı için çok eleştirildi. Son olarak, türetim kapitalizmi kamu mallarının bireysel kazançlar uğruna nasıl metalaştırıldığını göstermektedir. Yine şehrin hangi noktasında boş park yeri olduğunu gösteren Monkey Parking, Sweetch ve Hay Stack gibi cep telefonu aplikasyonları, kamuya ait bu park yerlerini bir şahsa satmaya çalışmakla suçlandı.


Chan, türetici kavramının bu olumsuz özelliklerinin yanı sıra dönüşümsel potansiyelini ve bu süreçte bireylerin anlam yaratma ve öznel eylem pratiklerini de daha olumlu bir bakış açısıyla ele almaktadır. Türeticilik hem çevrimiçi hem de yüz yüze topluluklarda bireylerin katılımıyla gerçekleşmektedir. Çevrimiçi platformlarda türeticiler, blog yazıları yazma, YouTube'da içerik paylaşma, anı paylaşma veya tartışma forumlarında bilgi alışverişi yaparak anlam yaratma süreçlerine katkıda bulunmaktadır. Öte yandan, yüz yüze topluluklarda, örneğin topluluk destekli tarım gibi kolektif üretim modelleri veya Maker Fuarları gibi etkinliklerle, bireyler kendin-yap kültürünü benimseyerek üretime aktif katılım sağlamaktadır.


Teknolojik ilerlemeler, 3D yazıcılar gibi araçlarla düşük maliyetli prototip üretimini mümkün kılarak daha önce yalnızca büyük kuruluşların erişiminde olan ürün ve hizmetlere bireysel erişim sağlamıştır. Bu bağlamda, türeticiler toplumsal cinsiyet kalıplarını kıran oyuncaklar tasarlamak veya kişiselleştirilmiş protezler üretmek gibi yenilikçi çözümler geliştirmiştir. Chen’e göre türeticilik eğitim, araştırma ve endüstri gibi alanlarda sinerji yaratma potansiyeline sahiptir. Maker hareketi, yeni icat sahiplerini okullar, müzeler ve şirketlerle buluşturarak yenilikçi projeleri desteklemiştir. Ancak, bu süreçte büyük şirketlerin ve devletin, türeticilerin yenilik maliyetlerini ve risklerini üstlenmesini bekleyerek (yani başlangıç sürecinde onlara destek olmayarak) kendi kaynaklarını kullanmaktan kaçınabileceği eleştirisi de yapılmaktadır. Sonuç olarak, türeticiler, yenilik ürettikleri alandaki profesyonellerle eşit bir ilişki içinde değillerdir.


Chen, makalesinin son kısmında tüm anlattıklarının bir özeti olarak türeticiliğin iki radikal yönü olduğundan bahseder. Bunlardan ilki olan yıkıcı türeticilik (disruptive prosumerism), mevcut kurumların meşruiyetini sorgulayan ve profesyonel otoriteye meydan okuyan bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle vatandaş gazeteciliği ve Wikipedia gibi platformlarla, geleneksel bilgi ve uzmanlık kaynakları yerini bireysel katkılara bırakmaya başlamıştır. Bu dönüşüm, müzeler gibi geleneksel kurumlarda da gözlemlenmiştir. Örneğin, Brooklyn Müzesi ve Seattle Frye Müzesi, sergilenecek eserlerin halk oylarıyla belirlenmesine olanak tanımış, bu durum bazı uzmanlar tarafından estetik değerlerin korunması konusunda endişelere yol açmıştır.


Bunun yanı sıra, müşteriler de örgütsel rasyonaliteye meydan okuyabilir. Örneğin, McDonald’s'ta "cone-ing" (1) adı verilen viral bir şaka, müşterilerin beklenen davranış rutinlerini bozarak şirketin verimliliğini ve maliyet tasarrufunu tehdit etmiştir. Benzer şekilde, San Francisco Cacophony Society tarafından başlatılan SantaCon (2) gibi etkinlikler, toplumsal kurallara meydan okuyarak bireylerin eylemliliğini ve topluluk gücünü göstermektedir.


Ancak Chen, türetici topluluklarında kontrolsüz faaliyetlerin, normlara aykırı davranışlarla çatışmalar yaratabileceğini ve bu durum nedeniyle toplulukların uyumunu sağlamak için daha katı kurallar koyması gerekebileceğini belirtmiştir. Öte yandan, eleştirel tüketiciler, türeticiliğin işçilerin becerilerini azalttığını ve istihdamı olumsuz etkilediğini iddia ederek türetici uygulamaları sorgulamaktadır.


Chen son olarak türeticiliğin ikinci radikal yönü olan öngörüsel türeticilik (prefigurative prosumption) kavramını ve bunun kişileri ve toplulukları nasıl güçlendirdiğini tartışmaktadır. Öngörüsel türeticilik, henüz yaygın olarak kabul görmemiş fikirlerin ve uygulamaların norm haline gelmesi amacıyla gerçekleştirilen eylemleri ifade etmektedir. Örneğin, Burning Man (3) ve benzeri etkinliklerde katılımcılar, kendi eğlencelerini, gösterilerini ve sanatlarını yaratmayı öğrenmektedirler. Bu tür etkinlikler, katılımcıların, kapitalizm, devlet ve büyük şirketlere karşı eleştirilerini yaratıcı biçimlerde ifade etmelerine olanak tanımaktadır. "Kültür jammer'ları" (4) olarak bilinen aktivistler, reklam panolarını ve medyayı manipüle ederek, kurumsal mesajları altüst etmekte ve halkı, büyüyen eşitsizlik ve gentrifikasyon gibi sosyal meseleler hakkında düşünmeye davet etmektedirler. Occupy hareketi de öngörüsel türeticilik örneklerinden biridir; bu hareket, eşitsizlik gibi meseleleri ele alırken, kendi alternatif medya kanallarını yaratmakta ve demokratik karar alma süreçlerini benimsemektedir.


Öngörüsel türeticilik, geçmişte de üretim ve hizmet dağıtımında demokratik ve kolektivist pratiklerle var olmuştur. Bu tür kolektif yapılar, kapitalizmin sömürücü ve yabancılaştırıcı yönlerine karşı durarak, daha eşitlikçi bir toplumu kurulmasını amaçlamaktadır. Örneğin, kibbutzlar (5) ve komünler gibi topluluklar, üyelerinin hem yaşadığı hem de çalıştığı kolektif yapılar olarak ortaya çıkmış ve zamanla daha konvansiyonel sistemlere uyum sağlamak zorunda kalmıştır. Ancak, bazıları hala varlıklarını sürdürmekte ve yeni kolektif yapılar, teknoloji yardımıyla daha büyük grupları koordine ederek büyümektedir.


Bu süreç, demokratik karar alma yöntemlerinin daha geniş bir alanda yayılmasını ve geleneksel hiyerarşik yapıları ikame etmeyi amaçlamaktadır.


SONUÇ


Sonuç olarak, türeticilik aslında binlerce yıldır hayatımızda olan bir pratik olmasına rağmen kavramsal çerçevesine Toffler sayesinde kavuşmuştur. Toffler’ın Üçüncü Dalga kitabında türeticilik üzerine yazdıkları, ilerideki pek çok farklı akademik tartışmaya zemin hazırlamıştır. Bu tartışmalardan en önemlilerinden biri Ritzer’in ortaya koyduğu türetim kapitalizmidir. Ritzer türeticiliğe bir hayli pesimist bir bakış açısıyla yaklaşmış ve aslında türeticiliği sadece ekonomik ilişkiye indirgemiştir. Ancak türeticilik bunun çok daha ötesinde bir yaşam pratiğidir. Chen de aslında yazdığı makalede buna değinmiştir. Türeticilik insanların hayatlarını belli açılardan kapitalizmin farklı bir sömürüsüne açıyor gibi görünse de başka açılardan daha büyük, olumlu etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle insanlar, “kazandıklarının kaybettiklerinden daha fazla olduğuna inandıkları için” hala türetmeye devam etmektedir. Türeticilik, insanlara kendilerini işe yarar ve kendi kendilerine yeterli hissettirmektedir. Özellikle neoliberalizm, bireyleri ekonomik ve toplumsal hayatta kendi çıkarlarını ön planda tutarak hareket etmeye teşvik eden bir sistem olarak, toplumsal dayanışma ve ortaklık anlayışlarını zayıflatmıştır. Bu süreç, toplumsal sorumlulukların bireylerin üzerine yüklenmesiyle, insanların yalnızlık ve izolasyon hislerini derinleştirmiştir.


Türeticilik, neoliberalizmin getirdiği yalnızlaşmaya karşı bir çözüm önerisi sunabilir; çünkü bu kavram, bireyleri yalnızca tüketici olarak değil, aynı zamanda üretici ve anlam yaratıcıları olarak da konumlandırır. Neoliberalizmin öznesi olan birey, yalnızca kendi çıkarlarını ve kazancını maksimize etmeye yönelirken, türeticilik, topluluklar içinde katılımı, işbirliğini ve kolektif üretimi teşvik eder. Türeticiler, yalnızca ürünleri ve hizmetleri satın almakla kalmaz, aynı zamanda bu ürünleri üretir, dönüştürür ve paylaşırlar. Bu süreç, toplulukların yeniden inşa edilmesine, sosyal bağların güçlendirilmesine ve bireylerin yalnızlaşmasına karşı bir direnç oluşturulmasına yardımcı olabilir.


Türeticilik, insanların sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak için değil, aynı zamanda toplumları dönüştürme amacıyla da üretimde bulunmalarına olanak tanır. Bireylerin yaratıcı potansiyelleri, kolektif fayda sağlamak adına paylaşıldığında hem kişisel hem de toplumsal düzeyde anlamlı ilişkiler kurulur. Türeticilik, özellikle çevrimiçi platformlarda ve yerel topluluklarda bireylerin kendilerini ifade etmeleri, başkalarına katkı sağlamaları ve sosyal ağlar oluşturmaları için fırsatlar yaratır. Bu da neoliberalizmin getirdiği bireyselcilik ve yalnızlaşma eğilimlerine karşı, toplumsal dayanışmayı yeniden inşa eden ve insanların birbirleriyle etkileşimde bulunmalarını sağlayan bir çözüm olabilir.


Sonuç olarak, türeticilik, neoliberalizmin bireyciliği ve yalnızlaştırıcı etkilerine karşı önemli bir alternatif sunmaktadır. Toffler’ın türeticilik kavramını modern bir çerçeveye kavuşturmasıyla başlayan bu düşünsel yolculuk, Ritzer’in türetim kapitalizmi eleştirisiyle şekillenmiş olsa da, türeticiliğin çok daha derin ve olumlu bir potansiyele sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Türeticilik, sadece ekonomik ilişkileri değil, aynı zamanda toplumsal bağları güçlendiren, bireyleri anlam yaratıcıları ve kolektif üreticiler olarak konumlandıran bir yaşam pratiğidir. Neoliberalizmin bireyleri yalnızca kendi çıkarları peşinden koşan varlıklara dönüştürme çabalarına karşı türeticilik, topluluklar içinde işbirliği ve dayanışmayı teşvik ederek toplumsal izolasyonu ve yalnızlaşmayı engellemeye çalışır. Bu süreç, sadece bireysel tatminin ötesinde, insanların toplumsal sorumluluklar üstlenerek birlikte hareket etmelerini ve topluluklarını dönüştürmelerini sağlar. Dolayısıyla türeticilik, neoliberalizmin etkilerini tersine çevirerek, insanları daha bağlantılı, dayanışmacı ve anlam dolu bir toplumsal yaşam kurmaya davet eder.


Açıklamalar

  1. Cone-ing, 2011 yılında Avustralyalı komedyen Alki Stevens tarafından başlatılan ve kısa sürede viral hale gelen bir şaka trendidir. Şaka, McDonald’s gibi fast food restoranlarının drive-thru servislerinde sipariş edilen dondurma külahlarına alışılmadık bir şekilde davranmayı içerir. Şaka sırasında, sipariş teslim alınırken külahın tabanı yerine dondurmanın yumuşak kısmından tutulur ve genellikle çalışanın şaşkın tepkisi kaydedilir. Veya dondurmanın yalnızca üst kısmı alınır ve külah çalışanın elinde bırakılır. Stevens’ın bu şakayı YouTube’da yayınlamasıyla trend, kısa sürede geniş bir izleyici kitlesine ulaştı ve sosyal medyada popüler hale geldi. Ancak cone-ing, bazı kişiler tarafından eğlenceli bir şaka olarak görülse de çalışanlara gereksiz iş yükü yaratması ve restoranlarda temizlik maliyetlerini artırması nedeniyle eleştirildi. Özellikle hizmet sektöründeki çalışanlara yönelik olumsuz etkileri, trendin tartışmalı bir yere sahip olmasına neden olmuştur.

  2. SantaCon, ilk olarak 1994 yılında San Francisco Cacophony Society tarafından başlatılan, katılımcıların Noel Baba kostümleri giyerek şehirde toplandığı ve genellikle alaycı bir biçimde kutlanan bir etkinliktir. Katılımcılar, alışılmış Noel kutlamalarından ve kapitalizm eleştirisinden uzaklaşarak, şehir sokaklarında dans etmek, şarkılar söylemek ve bazen de kaotik bir atmosfer yaratmak amacıyla bir araya gelirler. Etkinlik, Noel Baba figürünü toplumsal normlara karşı bir tür eleştiri ve performans sanatı olarak kullanır.

  3. Burning Man, her yıl ABD’nin Nevada Çölü'nde düzenlenen, sanat, özgürlük, kendini ifade etme ve topluluk olma gibi temalarla şekillenen bir etkinliktir. Katılımcılar, geçici bir şehir kurarak çeşitli sanat eserleri yaratır, performanslar sergiler ve topluluk içinde etkileşime girerler. Etkinlikte, ticaret ve paranın kullanılmadığı, gönüllülük esasına dayalı bir sistem benimsenir. "Burning Man" ismi, etkinlik sonunda dev bir tahta heykelin ateşe verilmesinden kaynaklanır ve bu sembol, etkinliğin ana fikri olan yenilik, özgürlük ve değişimi temsil eder. Bu etkinlik, katılımcıların kendilerini ifade etmelerine ve toplulukla birlikte yaratıcı deneyimler paylaşmalarına olanak tanır.

  4. Culture jamming (kültür bozuculuk), kültürel ve toplumsal normlara karşı çıkan, genellikle medya ve reklamları eleştirerek bu araçları tersine çeviren veya alt eden bir aktivizm türüdür. Culture jammer'lar, genellikle reklam panolarını, televizyon reklamlarını veya diğer medya içeriklerini değiştirerek veya dönüştürerek, bu mesajların aslında toplumsal değerler, kapitalizm ve tüketim kültürü gibi konuları eleştiren alternatif mesajlar iletmek isterler. Bu tür eylemlerle, toplumsal farkındalık yaratmak ve izleyicilerin alışılmış düşünce biçimlerini sorgulamaları amaçlanır.

  5. Kibbutzlar, İsrail'de ortaya çıkan, üyelerinin birlikte yaşadığı ve çalıştığı, kolektif ve kooperatif yapılarla organize olmuş yerleşim yerleridir. Kibbutzlarda, üretim araçları ve diğer kaynaklar topluluk tarafından ortaklaşa sahiplenilir ve kararlar genellikle demokratik bir şekilde, tüm üyelerin katılımıyla alınır. Başlangıçta tarım ve sanayi gibi alanlarda faaliyet gösteren bu yapılar, sosyalist ideallerle kurulmuş ve üyelerinin eşitlik, dayanışma ve kolektivizm prensiplerine dayalı bir yaşam sürmesini amaçlamıştır.  


Kaynakça


 
 
 

Yorumlar


EN SON LOGO.png
bankaccount.png

Türetici Yaşam Kooperatifi üretim ve tüketim süreçlerini doğanın canlı ve cansız tüm bileşenleri ile uyumlu hale getirip, bu süreçlerde pasif değil aktif bir rol alarak yaşamak için çalışmalar üreten bir dayanışma ekonomisi girişimidir. 

Türetici Bakkal, Türetici Yaşam Kooperatifi markasıdır.

  • Instagram
  • Facebook
  • LinkedIn

İLETİŞİM

Bahçelievler Mahallesi 355. Sk. No:2 D:B, 35150 Karabağlar/İzmir, Türkiye

+90 552 163 88 35

info@tureticiyasam.com

© 2025 by Turetici Yaşam Kooperatifi

bottom of page